Bir tren yolculuğu, bazen huzura doğru kesilmiş bir bilettir.
+ İki kişilik olsun.
- Gidiş dönüş?
+ Sadece gidiş. Dönüşe karar vermedik daha.
Mutluluk; ellerimizle tutup, çekiştirerek büyütebileceğimiz bir nesne gibidir. Soyut varlıkların arasında, somutlaştırılmaya en çok ihtiyaç duyan şeydir.
Çıkacağımız yolculuklara -uzun ya da kısa-. Okuyacağımız kitaplara, şiirlere, karikatürlere. İzleyeceğimiz filmlere. Birlikte yapacağımız yemeklere. İçeceğimiz içkilere kadehim.
Sadece, bize.
Köşe Yazıları
zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Mart 2012 Pazartesi
21 Şubat 2012 Salı
Gitmenden korktuğum kadar, geçmişinden de korkuyorum.
Yersiz belki ama bir şey yapamıyorum.
Sözcükler, cümleler, davranışlar bu durumda beni tatmin etmiyor. Aksine bazı hareketler ‘acaba mı?’ dedirtmeden geçirtmiyor.
Ah bir de tabi benim kuruntularım.
Çok bilmişliğim.
Hayal gücüm.
Yaşanmışlıklarım.
Aldığım dersler.
Yanan ağzım.
Bazen elimi kolumu bağlıyor ne yapacağımı bilmiyorum.
Ya geçmişte yaşadığın güzel anıların! Onlar seni isterse. Ya bir daha mutlu olmaya çağırırsa. Ya yanlışların geri döndürülüp ve düzeltilmesine imkan verirse.
Ya benden gidecek kadar inandırıcı olup seni alırsa.
İraden!
Güvenin.
Dürüstlüğün.
Sevgin.
İnancın.
Düşündüklerin sadece bir perdelik bir oyunsa. Sen, başrol ile tüm hünerlerini sergileyip, perde kapanınca sadece arkanı dönüp giden biriysen.
Bilmiyorum ama. Bir son varken, bir başlangıcı kabul etmek delilik gibi geliyor bazen.
Şimdi ise tüm düşüncelerime karşı gelip kendimi huzurlu bir rüyanın en güzel saniyelerine bırakıyorum.
Sözcükler, cümleler, davranışlar bu durumda beni tatmin etmiyor. Aksine bazı hareketler ‘acaba mı?’ dedirtmeden geçirtmiyor.
Ah bir de tabi benim kuruntularım.
Çok bilmişliğim.
Hayal gücüm.
Yaşanmışlıklarım.
Aldığım dersler.
Yanan ağzım.
Bazen elimi kolumu bağlıyor ne yapacağımı bilmiyorum.
Ya geçmişte yaşadığın güzel anıların! Onlar seni isterse. Ya bir daha mutlu olmaya çağırırsa. Ya yanlışların geri döndürülüp ve düzeltilmesine imkan verirse.
Ya benden gidecek kadar inandırıcı olup seni alırsa.
İraden!
Güvenin.
Dürüstlüğün.
Sevgin.
İnancın.
Düşündüklerin sadece bir perdelik bir oyunsa. Sen, başrol ile tüm hünerlerini sergileyip, perde kapanınca sadece arkanı dönüp giden biriysen.
Bilmiyorum ama. Bir son varken, bir başlangıcı kabul etmek delilik gibi geliyor bazen.
Şimdi ise tüm düşüncelerime karşı gelip kendimi huzurlu bir rüyanın en güzel saniyelerine bırakıyorum.
Etiketler:
hikayeler,
hikayelerim,
Yaşam,
yaşanmışlık,
zaman
31 Aralık 2011 Cumartesi
İstanbul'u neden mi seviyorum?
- Denizi var. Sonsuzluğu, karmaşayı, kaçışı, mutluluğu, sakinliği anlatan.
- Mesela burada en yakın mesafe bile en az yarım saat sürebilir. O yüzden evden çıkmadan müzik listenizi ve yanınıza kulaklığınızı alıp almadığınızı kontrol etmelisiniz mutlaka.
- Yol sırasında ilk duraktan biniyorsanız rahatlıkla oturup yol boyunca bir kitabın içine düşebilirsiniz.
- Bu şehirde baktığınız birçok şeyin birden fazla hikayesi vardır. Doğru yahut yanlış. Siz hangisine inanmak isterseniz o doğrudur çoğu zaman.
- Yalnız kalmak istediğinizde kaçacağınız yerler vardır.
- Burada istediğini giyebilirsin, garipsemezler.
- Vapurla karşıya geçmenin hazzı yoktur başka şehirlerde.
- Burada en güzel rakı balığı; salaş bir mekanda yapabilirsiniz boğazın ayağında.
- Bu şehirde hayat hiç durmaz. Dönüşümlüdür yaşam kişiler arasında.
- Kalabalık içinde yalnız kalmayı başarabilirsiniz bu şehirde.
- Canınız sıkıldığında kilometrelerce yürüyebilirsiniz bu şehirde.
- Bu şehirde yalnız olduğunuzu düşünmek yanlıştır.
- Bu şehirde aşık olmak çok farklıdır. Her şeyin tadı, görüntüsü değişir.
- Aşk acısı çekmek en zorudur burada.
- İçip kafayı bulabileceğiniz güzel mekanlar vardır. Hem de ucuz.
- Bu şehir 365 gün ayaktadır, siz onu bırakana kadar sizden vazgeçmez.
28 Aralık 2011 Çarşamba
Oturduğum kumlar başta ıslakmış hissi uyandırsa bile alışmıştı bedenim buna. Deniz fenerinin dönen ışığı geçen gemilere yol gösteriyordu sadece. Zihnimin içinde kısa süreli aydınlanmalar sağlıyordu.
Eskiden birlikte gelirdik buraya. Her seferinde bir önceki gelişimizde oturduğumuz yeri aradık. Ama nafile hiç bulamadık. Sadece kumsalım ortasında can kurtaranın oturduğu şu büyük iskemle civarında bir yer diye hatırlardık. Daha sık gelmemiz gerektiğini söylerdin hep. İyi ki gelmemişiz daha sık. Bu kadar anı ile zor baş ederken daha fazlasını göğüsleyemezdim.
Kibirli, soğuk ve bencil bulurduk denizi. Kimi zaman uysal, çekingen ve yalnız olan büyük taşlara acırdık, hırpalandıklarını düşünerek. Kimi noktalarda konuştururduk onları. Daha doğrusu düşüncelerimizi onlar aracılığı ile çıkartıp yanımıza koyardık. Sözcükleri evirip çevirip istediğimiz yola sokma çabamız bazen yarışa dönerdi.
Deniz feneri bize doğru yöneldiğinde kıyıya vuran ışıklar suyun üzerinde kırılırdı. Kırılıp, bizi sarıp sarmalardı her bir demeti. Bir gece yine kırılıp dağılan her bir demet bizi daha yakınlaştırmıştı. tutkulu denebilecek bedenim neye uğradığını anlamadan kollarının arasında bulmuştu kendini. Başım, benden habersiz üst rütbeli birinden emir almış gibi göğsüne yaslanmıştı. Kalp atışlarını duyan kulaklarım baştan aşağıya bedenimde ateşin dolaşmasına sebep olmuştu.
Önüme düşen uzamış kahküllerimi ellerin ile kulaklarımın arkasına atmıştın. Parmak uçlarının boynumdan çeneme gelişine hiçbir tepki verememiştim. Öylece durup neler olacağını bekliyordum. Sanki orada bunları yaşayan ben değilmiş gibiydim. Karşıdan izleyen seyirciden bir farkım yoktu. Çenemi hafifçe kaldırıp gözlerime baktığın an söylediğin şeyleri hatırlamıyorum. O an sadece gözlerinin derinliklerine dalmış, kulaklarıma vurup giden titreşimler önemli değildi. Dudaklarıma dokunduğun an bitmişti her şey. Geriye yavaş yavaş silinmeye başlayan o sıcaklık kaldı aklımda.
Biteceğini ikimiz de biliyorduk yaşananlardan sonra. Hiç yaşanmasaydı, şuan yanımda olurdun ve aynı manzaraya farklı renk gözlerle bakardık diyorum. Kimi zaman ise yaşanmış olanların güzelliği tüm bedenimi sarıyor ben fark etmeden.
Şimdi hiçbir şeyi değiştirmeden o zamana dönsek yine yaşanır mıydı tüm bunlar? Yahut şimdi başka bir dahilde veya evinde, dışarıda beni düşünüyor musun?
18 Aralık 2011 Pazar
Beklemenin çözüm olmadığı, zamanlar olduğunu bilirim.
Düşüncelerin hep o'na yöneliktir. Aklının ucunda değil, tamamını kaplar.
Zaman yavaş yavaş akar başlarda. Günlerin geçmediğini zannedersin hatta. Sonra geri dönüp baktığın zaman ayları geride bıraktığını görürsün. Başta biraz şaşırırsan da bu duruma da alışır bedenin.
O'nu düşünüp uykuya daldığın geceler seyrelmeye başlar. Bıraktığı hediyeler, kitaplarda çizdiği cümleler beyninin gerisine atılır. Şarkılar ilk yazıldığı zamanlara dönerler anlamsız ama en sadece haline.
Sonra biri gelir olmadık anda çok normal kurduğu cümleler ile beyninin içini kazımaya başlar.
Patavatsızca çıkar karşına tüm yaşanmışlıklar, dillerini tutamayıp her şeyi dökülürler.
Susup kalırsın. Ne suratını asman çaredir ne gözyaşı dökmen. Olan olmuş deyip çekilemezsin kenara. Başlarsın aynı şeyleri sil baştan yaşamaya, küçük bir farkla; daha ağır ve zor olarak.
14 Aralık 2011 Çarşamba
Belki de saatler olmuştu ama hala yürüyordum
Yolun sonu ise gelmeyecek gibiydi
Büyüklü küçüklü rampaları katediyor
Birbirini tekrarlayan bitkiler görüyor
Ama hala sona; yani sana ulaşamıyordum
Gökyüzü tüm mavi tonlarını yola sermiş
Geceden kalan yağmur damlaları ise yol kenarına toplanmış
Birlikte;
Çocukken kullandığım boya kalemlerim dahi göremediğim renkleri önüme seriyordu
Düşündükçe yürüyor; yürüdükçe düşünüyor
Düşündükçe tebessüm ediyor; tebessüm ettikçe daha çok düşünüyor
Düşündükçe; düşünüyor ve yine düşünüyordum seni
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)