Köşe Yazıları

o adam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
o adam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mayıs 2013 Perşembe

Bir gün herkes rüyalardan uyanır.




Ya canlı kanlı gördüğümüz rüyalar? Asıl sorun bu.
Gördüğünüz, sevdiğiniz, yanında olduğunuz, dokunduğunuz, en ince ayrıntısına kadar hissettiğiniz kişilerin rüyalarından uyanmanız.
Asla istenilmeyecek, gerçekleştiği zaman; etlerinizin tek tek cımbızla çekildiğini hissedeceğiniz durumdur. Belki de en büyük işkencelerden daha zor olacak günler, aylar..


Yani bir gün gitmesi. Gidecek olması. Severken, kavgalı iken, yalnızken.. Herhangi bir sebepten, herhangi bir nedenden belki tamamen can sıkıntısından.
Gerçekleşse kalbinin duracağını, bir daha nefes alamayacağını, güneşin tenimi tekrar ısıtmayacak oluşunu hissetmek gibidir. En kötüsünü yapıyoruz biliyorum. Bağlanıyoruz. Çünkü bir gün o gidecek biliyoruz. O gitmezse de sen gidersin, bunu biliyorsun. Ne kadar kalmak istesen de.. Bir gün... Belki...
Fakat "gitmeyeceğim" diyemiyorsun.
Gidersen diye giderse diye.
Ama sen gidene kadar, seninle olduğu her anın en güzeli olması için elinden geleni yapacaksın. Ve gittiği gün ne bir "keşke" kalacak ne "pişmanlık". "İyi ki" cümlelerini hatırlayacak; yüzünü gülümsetecek, yüreğini ısıtacak.
Yetmeyecek belki ama bir tebessüm kalacak.


Yetmediği günler hissedeceksin en çok boşluğunu. Bazen onu hiç hatırlamayacaksın. Bazen kafanı vuracak. Ama sonuçların çoğu ona çıkacak yine. Çok farklı yolların sonucu o çıktıkça yine canın yanacak. Susacaksın. Ağzında biriken her kan damlasını itina ile yutacaksın.
Tekrar tekrar yaşayacaksın.

Ama; sen şimdi seninleyken onu seveceksin. Sevmekten şapşal olacaksın. Yüzü, görmekten eskiyecek belki ama bıkmadan görmek isteyeceksin. Sesi bazen kulaklarını tırmalayacak, ama yinede en güzel dilekleri onun sesinden duyacaksın. Teni ateşten gömlek olacak yakacak belki ama uyurken yine yeniden onun tenini yanında isteyeceksin.

Seveceksin. Sevgini vereceksin.
Sevmekten bıkana kadar sevgisini kullanacaksın. Bıktığım gün yine seveceksin.

27 Nisan 2013 Cumartesi

O'na İhtiyacın Vardır Senin



İnsanın heyecanla bekleyeceği bir şey olmalı.
Günleri saymasına sebep olacak bir şey.
Kalbinin atmasına, rüyalarına girmesine kadar benliğine işleyecek önemli bir şey.
Bedeninde özgürce taşıyabileceği ancak herkesten sakınacağı bir şey.


Sevmek olmalı bir insanın içinde.


Sorgusuz, sualsiz.
Sebep-sonuç aramadan.
Neden-niçin ya da ne zaman-nasıl sorularını sormadan.
Başını usulca yaslayıp güvende hissede bileceği bir göğüs ya da üşümüş ellerini ısıtabileceği bir el.


Aslında her şeyden çok; sen olmayan bir diğer kişiye ihtiyacı vardır insanın.

24 Mart 2013 Pazar


Halbuki; aşık olduğumu söylememiştim sana.

Aşık bile değildim aslında. Yani sanırım.
Sadece biraz fazla önemsemiştim. Azıcık. Biraz işte.
İtmiştim diğer insanları bir kenara. Çekip almıştım ortalarından seni. Özel bir yere koymak istemiştim sadece.

Sıfat falan belirtmek değildi amacım. Sadece onların arasında kaybolma, kendini önemsiz hissetme istemiştim.
Anlamanı istediğim gibi olmamış sanırım. Anlatamamışım kendimi. Sözcüklerimin dansı anlatamamış sana, seni. Notalar dökememiş kemanım o tiz ama mayhoş sesinde ki sesini.
En büyük hatayı anlamanı beklerken yapmışım. Bildiğim gibi bırakmak yerine çabalamışım. Anlatılamayacak bir şeyi, anlatmaya çalışırken kaybetmişim seni.

27 Şubat 2013 Çarşamba

Unutmak..

Unutmaya gelsin bu akşam, bardaklarımız.




En büyük hatalardan birini yapalım ve kötü olan tüm anılarımızı unutalım.
En güzelleri kalsın.
Kalanlara sımsıkı sarılalım biz.

Sarılmakla kalmayalım, bağlayalım kendimize.
Kaybolacağını düşünüp hiçbir yere bırakmayalım.
Kıskananlardan saklayalım en kuytu köşeye.


Unutalım kötülükleri tüm çirkinlikleri, olmamış gibi yapalım.
Sonra başlayalım kaldığımız yerden.
En mutlu anları elimize alalım ve yaşayalım.


Hadi gel şimdi. Unutulacak şeyleri bırak, gel. 
Sımsıkı sarıl..

20 Şubat 2013 Çarşamba

Huzur

Huzur;
Bazen bir ev
Bazen kışın soğukluğunda içinizi ısıtan bir anne çorbası
Bazen sevgili kolları
Bazen bir dost kahvesi
Bazen temiz bir gömlek
Bazen ise farklı renk giyilen çoraplardır.

Huzur, insanın ağlamak istediğinde gözyaşlarını saklamasını sağlayan yerdir.

Kimsenin bilmediği ıssız bir ada misalidir huzuru bulduğunuz yer. Ne kadar göz önünde olsa da sizi saklamayı sağlayan en iyi yerdir. Metrelerce yüksek duvarlarla çevrilmiş en iyi şekilde korunduğunuzu hissettiğiniz yerdir.


Özlemlerin son bulduğu, mesafelerin yok olduğu, yalnızlığın anlamsızlaştığı, mutsuzluğun buharlaştığı, kahkahaların yankılandığı, yaşadığınız en uzun gün, çıkılan en güzel yolculuk, yeni bir başlangıç, güven duygusu, melodisini yitirmemiş bir şarkı, yarımın bütüne dönüşmesi, sıcacık bir nefes, parmaklarınızın ucunda hissettiğiniz, kelimelerin bittiği noktadır.. Huzur.


Hiçbir zaman bir sonu yokmuş hissini veren, tanımını tam olarak yapamadığınız ama sıcaklığını avucunuzda, yüreğinizde hissettiğiniz şeydir huzur.
Her zaman en uzakmış gibi duran ama en yakınınızda olan şeydir.
Huzurdur.
O'dur.
Siz'sinizdir.



17 Şubat 2013 Pazar


http://fizy.com/#s/1ai8sq


Şimdi bir adam düşünün.
Yanınızda olmasını istediğiniz biri, gözlerinizi kapadığınız zaman hayali beliren karşınızda.

Hayal olsa bile kalbinizin ritmini bozan, ellerinizi nereye koyacağınızı bilemediğiniz, gözlerine bakamadığınız, deli gibi sarılmak istediğiniz, kokusunu içinize doldurduğunuz halde bir yerlerde boşluklar olduğunu düşündüğünüz, ses tellerinizin onun sesine muhtaç olduğu, içtiğiniz sulardan çok asıl onun dudaklarının sizi tam anlamıyla ferahlattığı bir adam.
Göğsüne yatıp kalbini dinlediğiniz, ellerinin tüm ayrıntılarını ezberlediğiniz, girdiğiniz her mağazada kendinizin dışında onun için de bir şeyler baktığınız, en soğuk kış gecelerinde bile o yanınızda iken sıcaklıyor olduğunuz, en kavurucu öğlen güneşinde onun bedenine değen bedeninizin ısındığı bir adam.
Yeni çıkan filmlere onunla plan yaptığınız, yediğiniz yemeklerde hemen onun da ağzına bir şeyler soktuğunuz, yanına giderken ne giysem diye düşünmediğiniz, onunla uyumak için uyuduğunuz, onunla geçirdiğiniz günlerin en ince ayrıntısına kadar hatırladığınız, hasta olduğu zaman vücudunuzun tükendiğini hissettiğiniz, onu sevmek için plan yapmadığınız bir adam.

Ona bakarken bile, onun hayaline daldığınız.
Kusurlarını, kusurlarınız yaptığınız. Zamanla birbirinize benzediğiniz bir adam.


http://fizy.com/#s/16kcmh


İşte ben o adamı soğuktan ellerimin üşüdüğü, kulaklarımın kızardığı, burnumun aktığı bir kış günü tanıdım.
Farklı bir sebeple ama benim için geldiği ve onun için gittiğim gün.

Gitmesin diye kahverengi gözlerimi sımsıkı yumduğum gün ile ilk gözlerine rahatlıkla baktığım gün arasına sıkıştırdığım gözlerini.
Sevinci, hüznü, nefreti, mutluluğu… bir sürü değişik duyguyu barındırdığı o kalbi sevdim.

9 Şubat 2013 Cumartesi

Özlemek, mesafeler yüzünden yahut bir iki gün görmediğin için oluşan bir duygu değildir..



Özellikle seçmiştim cam kenarını dolmuşta. Çalacak şarkıyı ayarladıktan sonra taktım kulakları..
Dolmuş şoförünün acelesi varmış gibi duruyordu, bir şeritten diğerine hızlı geçişler yaparken. Benimse bir o kadar acelem yoktu. Zaman yavaş akabilir, yol saatlerce sürebilir ve ulaşacağım yere geç kalabilirdim. Ne kadar çok onunla ilgili düşlere dalsam o kadar iyi olacaktı benim için.

Her zamanki gibi solumdan geçen arabalara, arkamda kalan binalara bakıyor ve zamanında benim yaşamımda olan fakat farklılaşan parçaları arıyordum. Yoksa kaybetmiş miydim gerçekten onları!

Yokuş aşağı inerken camdan gelen rüzgar yüzümü iğneler gibi vuruyordu suratıma. Burun deliklerimden giren hava nefes alışımı zorlaştırırken bir yandan kavurucu güneşi ise hissetmiyordum bile. Unutmuştum. Aynı bazı saniyeleri ve o saniyeler içinde gizlediğim anıları unuttuğum gibi.
Arada bilerek olsa da bazen istemediğim şeyleri de unutabiliyordum.

Hava limanına giden bir taksi içerisinde, hüznünü gözlüklerinin arkasına saklamaya çalışan bir kadın. Ve zorunlu bir gidiş mi pek bilinmez ama, bir daha geri gelmeyecekmiş hissine kapıldığından derin ve uzun soluk alışları vardı. Yol üstündeki sigorta acentesinin üst katındaki camdan bakan, erkenden beyazlamış sakallara sahip orta yaşlı bir adam.

Birkaç saniye içinde gördüğüm insanların hayatlarına, saniyeler içinde girip sonra saniyeler içinde çıkabiliyorken; Uzun soluklar alabileceğim kişilere nedense adapte olamıyordum. Sanırım bu asansöre binemeyen ya da kapalı bir yerde duramayan kişilerin sahip olduğu: klostrofobi gibi bir hastalıktı.

Ama tek farkla. Sen olsan en uzun solukları alır en uzun soluksuz kalışlarda yaşayabilirdim.
Sadece sen olsan..

  

27 Şubat 2012 Pazartesi

Bazı sabahlar, sadece bir 'günaydın' yazısı bile deli gibi mutlu etmeye yeter.

24 Şubat 2012 Cuma

Ne önemi var;

  • nasıl olduğunun, 
  • nereden geldiğinin, 
  • boyunun, 
  • kilonun saç olduğundan, 
  • kaç rengin..

Yanımda oluşun, bana dokunuşun, ses tonun, anlattığın anılar, bazen susuşların ; Dünyanın bir çok şeyine bedel oluyor.

8 Ocak 2012 Pazar

Senden başka birinin tekrardan gülümsemem sebep olacağını düşünmemiştim.


Uzun zaman geçmiş, takvim yapraklarını yırtan ellerim yorulmuş ama zaman ilerlemekten yorulmamıştı. Günlerin peşi sırasına haftalar takılmış. Haftalar sicimler ile ayları kendine bağlamıştı.

Gözlerimi açıp kapamam gibi kısa sürmeye başlamıştı gün doğumu ile batımı arasında geçen zaman.

Kar taneleri, üstlerine giyecek şekilleri olmadığı için inmez olmuşlardı yeryüzüne.

Gökkuşağı, renklerini görmekten sıkılan insanlar yüzünden güneş gözlüklerini çıkarmaz olmuştuı.

Yağmuru sevdiğini söyleyip, şemsiye kullanan insanlar yüzünden küsen damlalar; yeryüzünü uzun zamandır susuz bırakmıştı.

Sen gittikten sonra çok şey güzelliğini yitirmişti gözümde. Ta ki başkasının tekrardan gülümsemem sebep olacağını öğrenene kadar. Başkasının yanında ağzım kulaklarıma gelip, gözlerim binbir çeşit rengi bulana kadar; mutlu olabileceğimi düşünmemiştim