Köşe Yazıları

mavi ada etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mavi ada etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ağustos 2012 Salı

Hiçbir şey değişmeyecek.

http://fizy.com/#s/1ajb3k

Güneş her gün doğudan doğup, batıdan batacak. Dünya her gün kendi etrafında dönerken, güneş etrafında da gezinmeye devam edecek.

Sen yine geç yatacak, sabah kalkamayacaksın. Uyku tatlı gelecek ve çalan alarmı kapatıp diğer tarafa dönüp uyuyacaksın.


Bu sırada; Vapurlar, bacalarından yanan yakıtın gazlarını bulutlara ulaştıracak. Martılar, yolcuların simitlerinden birer parça kapıp deniz üzerinden süzülecekler.

Sabahın ilk saatleri bir telaş başlar gözlerini tam açamamış o şehirde. İnsanlar, günleri öncelerden planlanmış şekilde uyarlar harfi harfine yapılacaklara.

Sen ise; Haftasonları sürüsü ile yaptığın planlara uymayıp aklına eseni yapacaksın.

Her hafta yeni kitaplar yazılıyor, her cuma yeni filmler vizyona giriyor ve binlerce insan bunları kendi hayatlarına yoruyor.

Defalarda okuduğun; baş ucunda, salonda, tuvalette duran kitapları alıp yine okuyacaksın.

Yani hiçbir şey değişmeyecek.

15 Haziran 2012 Cuma

Uzun ya da kısayı, geçmiş ya da geleceği; tartışmayı, ölçmeyi, sorgulamayı bırakalı çok oldu. Yaşadığım anıların gözümün önüne gelip gitmesi; bir bebeğin emeklemek ile yürümek arasında geçiş yapması gibi.

Mesela hatırlıyorum da;

”Beni kızdırıp dururdun. Söylediğin sözlerin her ne kadar takmıyor gibi davransam da, biliyordun en ince ayrıntısına kadar ezberlediğimi. Suratımı döner, başka yere odaklanırdım. Başlardın beni izlemeye sonra hemen elini boynuma atar kendine çekerdin. Başımı göğsüne yasladığım an yelkenler suya inerdi zaten. Başta mırın kırın etsem de yumuşadığımı bilir şımartmaya başlardın beni. Her seferinde sakallarında dolaşan saçlarım vardı. Huyu kurusun onların benden çok dokunuyorlardı sana. Her evin, her tenin kokusu varsa seninde; kimsenin hissedemediği sıcaklığın vardı. Ufak tefek sayılırdı belki bedenin ama kocaman kalbin vardı.
Karşılıklı oturup ne zamandır konuşmadık. Konuşmadığımızdandır belki ama sen değişmişsin. Kişilere davranışların kim olduğuna bağlı olarak değişirdi zaten hep. Ama bu kadar değişim farklı gibi..
Soğuk havalarda normalden daha çok üşürdüm. Hele yağmur yağdığı zaman senin sayende sırılsıklam olurdum. Senin için geldiğim kilometreler, gece uyumadığım zamanlar, okuduğum kitaplar, dinlediğim müzikler, yazdığım yazılar.. daha birçok şey. Ama hiçbirinden şikayetçi olmadım aksine severek yaptım. Şimdi ise hepsi sararmış yapraklar arasında bir anı. “


Seninle yaşadıklarımı anlatamadım tam anlamıyla. Mutlaka eksik bıraktım bazı cümleleri, bazense abarttım. Ne kıskansınlar istedim ne de kıskanmasınlar. Anlatsam anlamazlardı zaten. Hem onlara ne seninle yaşadıklarım (!) dimi. Senin bile hatırında mı yaşananlar belli değilken, kime ne geçmişten. Geçmişten çıkıp gelmiş anılardan. Kapıyı çalan duygulardan.
Kime ne dimi Mavi Ada!

15 Mart 2012 Perşembe

http://fizy.com/#s/1dlu6u

Dar, uzun bir koridordan geçiyorum. Yarı uyur yarı uyanık bir şekilde ayaklarımı sürükleyerek ilerliyorum. Lambası olmadığından el yordamı ile yolu bulmaya çalışıyorum. Kapıyı bulduğumda açmak için son bir güç diye düşünüyorum.
Kapıyı açtığımda, odanın içini dolduran son güneş demetleri bir an gözlerime hücum ediyor. Önceden cama doğru çevirdiğim koltuğa bırakıyorum bedenimi. Daha fazla ağırlaşıp iyice gömülüyorum.

Dışarı devirdiğim gözlerim seni biraz daha özlediğimi anımsatıyor bana. Dudaklarını, boynunu, ellerini.. Özellikle de üstüme sinen kokunu. Yataktan kalktığım her gün bütün vücudum buram buram sen kokuyor. Sonra yanımda olmadığını hatırlıyor ve kokunun uçup gitmesine sebep oluyorum.

Her ayna karşısına geçtiğimde boynuma bakıyorum. Çok hassas olduğundan bazen en ufak dokunuşlarda morarıyordu. Hatırlıyorum dikkat edişini, beyaz tenime tüm özeni gösterişini.
Parmaklarım ile dudaklarımı yokluyorum, orada mısın diye. Sonra aklıma geliyor canını acıtışım. Ne kadar nazik öpsem de başta sonra canice alt dudağını ısırdığım geliyor aklıma. Gözlerimi kapatıp özür diliyorum sessizce. Defalarca tekrarlıyorum bir daha yapmayacağım diye. Başta suratını asıyor, ardından gülümsüyorsun ve gülümsüyorum.

Ağlayarak uyanıyorum yine. Uzun zamandan sonra tekrar başladı yastıklarım ıslanmaya, müzik listemde aynı şarkılar çalmaya. Sayısız kahve içiyorum, tahmininden çok duman çekiyorum içime. Tüketemediğim her şeye daha yakın son kullanma tarihleri ekliyorum. Sonra yine uyuyor, yine uyanıyorum.

Seni özlüyor. Seni özlüyorum.

27 Şubat 2012 Pazartesi

Bazı sabahlar, sadece bir 'günaydın' yazısı bile deli gibi mutlu etmeye yeter.

24 Şubat 2012 Cuma

Ne önemi var;

  • nasıl olduğunun, 
  • nereden geldiğinin, 
  • boyunun, 
  • kilonun saç olduğundan, 
  • kaç rengin..

Yanımda oluşun, bana dokunuşun, ses tonun, anlattığın anılar, bazen susuşların ; Dünyanın bir çok şeyine bedel oluyor.

15 Şubat 2012 Çarşamba


Çok sık olmasa da kadınım derdin.

O anlar senin olduğumu hissederdim.

Uzaklarda da olsan. Sımsıkı sarıldığını hayal eder, dudaklarımda dudaklarının sıcaklığını duyardım.

Unutamadığım tebessümünü hemen iliştirirdin dudaklarına. Ellerini belime dolandırır, bedenine çekerdin bedenimi.

Bedenin sıcacıktı hep. Kalp atışın ne çok hızlı ne de çok yavaştı.

Ellerim ellerinde yok olurdu. Parmakların, parmaklarımla dans etmeyi severdi.

Gözlerimi kapatıp ellerimi dolaştırırdım yüzünde. Her ayrıntısını tek tek hatırlamak için.

Kocaman yatağın içinde kıvrılıp kalırdık ya işte o zaman rahat uyurdum ben. Zaten, kokun olmadan uyuyamazdım geceleri.  Sabah olmasa hiç kalkmasam derdin yanından.

Sen olduğun için mi güzel geçerdi her dakikam yoksa sen güzel olduğun için mi bilmiyorum. Ama sen varken her şey ayrı bir tat ayrı bir kokuya sahipti.

Eskiden. Eskiden biz böyleydik. Eskilerden. Eskiden. Eski..

12 Şubat 2012 Pazar

Bilerek yaptıklarımın yanında yapmayı unuttuğum şeyler de var.



"Özledim" sözcüğünü en son ne zaman söylediğimi hatırlayamıyorum.Ne zamandır düşünmemek için çabalamayı bıraktığımı da. Artık geceleri su içmek için uyanıyorum, yastığımın ıslak oluşundan değil.
Aynı kitapları okumaktan, aynı şarkıları dinlemekten sıkılmaya başladım.
Giydiğimiz kıyafetler gibi onların da bir kullanma zamanı olmalı sanırım. Kıyafetleri nasıl yıprandıkça yerine başkasını alıyorsak ya da moda değiştikçe; şarkılarda anlamını yitirdikçe başka notalar, sözler gelmeli.

Seninle iken alıştığım her şey şu aralar çok uzakta benden.
Mevsimler değişti, sanki gelmeyecekmiş gibi gittiler. Filmlerin konuları hala aynı ama yönetmen ve oyuncular işi bıraktı.
Artık ‘bırakmayı’ bıraktığım gün gelip çalıyor kapımı. Elim ne kadar kapı tokmağında olsa da açıp açmamak arasında gidip gelişlerim devam ediyor.

1 Şubat 2012 Çarşamba

Hayat kısayken
Çıkıp gelsen
Ya da
Çıkıp gelsem
Hani olsam orada
Uzansam yanına
Kollarınla sarsan
Sıkıca bedenimi
Öpsem
Öpsen
Öpsem
Çenenden, dudaklarına
Öperek yol yapsam
Şımarmış olsan
Şımartsam
Gülümsesen
Gülümsesek
Sonra yine buseler bıraksam dudaklarına

8 Ocak 2012 Pazar

Senden başka birinin tekrardan gülümsemem sebep olacağını düşünmemiştim.


Uzun zaman geçmiş, takvim yapraklarını yırtan ellerim yorulmuş ama zaman ilerlemekten yorulmamıştı. Günlerin peşi sırasına haftalar takılmış. Haftalar sicimler ile ayları kendine bağlamıştı.

Gözlerimi açıp kapamam gibi kısa sürmeye başlamıştı gün doğumu ile batımı arasında geçen zaman.

Kar taneleri, üstlerine giyecek şekilleri olmadığı için inmez olmuşlardı yeryüzüne.

Gökkuşağı, renklerini görmekten sıkılan insanlar yüzünden güneş gözlüklerini çıkarmaz olmuştuı.

Yağmuru sevdiğini söyleyip, şemsiye kullanan insanlar yüzünden küsen damlalar; yeryüzünü uzun zamandır susuz bırakmıştı.

Sen gittikten sonra çok şey güzelliğini yitirmişti gözümde. Ta ki başkasının tekrardan gülümsemem sebep olacağını öğrenene kadar. Başkasının yanında ağzım kulaklarıma gelip, gözlerim binbir çeşit rengi bulana kadar; mutlu olabileceğimi düşünmemiştim

27 Aralık 2011 Salı

Alsam başını koysam göğsüme, sarsam kollarımla kocaman bedenini. Konuşmasak da olur. Anlatırsan dinlerim seni, yormam sorularımla. Yorum yapmam, çözüm bulmamı istemezsen susarım hemen.

İstersen ışıkları karartırım gözlerin yorulmasın diye. Uzaktan gelirmişçesine müziği de kısarım. O cılız ama karanlıkta oluşturdukları ahengi sevdiğin mumları yakarım.

Uyuman için sevdiğimiz şiirlerden birkaç dize mırıldanırım yahut saçlarınla oynarım yine

Gitmem uyusan da kalırım yanında. Uyuduğunda izlerim seni, gözlerimi kıpırdamadan son defaymış gibi. Nefes alıp verişini izlerim nefesimi tutarak. Uyandırmamak için uyumam.

Sen git diyene kadar gitmem. Gidemediğimden, gidemeyecek olduğumdan değil daha çok gittiğimde arkamda bıraktığım adamı görmeye dayanamadığım için gitmem.

Gidemem çünkü gittiğimde bile arkamda bıraktım adamı seviyor olacağımdan.

24 Aralık 2011 Cumartesi

Seni özlemenin bile ayrı bir tadı varmış.

Kızıyorsun biliyorum. Kurduğum cümleler, dinlediğim şarkılar için. 'Hala mı?' dediğini duyar gibiyim. Benim gibi olamadığın için kızıyorsun. Benim gibi olduğunu hissettirdiğim için istemiyorsun. Ne bıraktığın gibiyim ne de tanığın kişiyim artık.

Ama tanımadığım halde en iyi tanıdığım kişisin sen hala. Bazen tanıdığım halde yabancı geliyorsun. Ne çözmek fayda seni, ne çözmeye çalışmak. Merak etmiyorum. Seni bildiğim gibi kabul etmeyi öğrendim.

Çok güzel gülersin. Gamzen var benim gibi. Güldüğünde sinirli olamazsın ama sinirden gülebilirsin. Kızdın mı çattığın kaşların kırışıklıkların olduğunu ortaya çıkartıyordu.

Ses. Duyar gibi oluyorum. Ama çınlatamıyor kulaklarımı bu sefer. Bir sesi duymuyor olsan da unutamazsın, görüntüye benzemez o. Dışarı veremediğin ya da çizemediğin, elle tutamadığın için unuttuğunu zannedersin sadece.

İşte akşamları oluyor, bazen tek kalıyorum. Özlüyorum. Sabahları gözlerimi tek açıyorum, sonra özlüyorum. Yolda eski biz gibi olan sevgilileri görüyor seni hatırlıyor ve sonra yine özlüyorum.

İşte kıramadığım zincirlerde durup durup özlüyorum seni.

16 Aralık 2011 Cuma

Soğuktu hep ellerim. Eldivenlerim bile ısıtmaz idi. O büyük ellerinle, minicik ellerimi açar alırdın hemen avuçlarının arasına, ısıtırdın.
Kalbin hızlandığı zamanlar ellerimi tutar; beni koyduğun yere götürür, orada olduğumu hissetmemi isterdin.
Kısaydı saçlarım toplanmazdı. Önüme düşerdi birkaç tutam, dolardın hemen parmaklarını arkaya atardın.
Parmakların. Uzun ve yumuşaktı, pamuk gibi. Dokunuşların hafifti. Her ayrıntısını hatırladığım o ellerin; her dokunuşunu hissederim hala benimmiş gibi..

14 Aralık 2011 Çarşamba

Belki de saatler olmuştu ama hala yürüyordum
Yolun sonu ise gelmeyecek gibiydi
Büyüklü küçüklü rampaları katediyor
Birbirini tekrarlayan bitkiler görüyor
Ama hala sona; yani sana ulaşamıyordum
Gökyüzü tüm mavi tonlarını yola sermiş
Geceden kalan yağmur damlaları ise yol kenarına toplanmış
Birlikte;
Çocukken kullandığım boya kalemlerim dahi göremediğim renkleri önüme seriyordu
Düşündükçe yürüyor; yürüdükçe düşünüyor
Düşündükçe tebessüm ediyor; tebessüm ettikçe daha çok düşünüyor
Düşündükçe; düşünüyor ve yine düşünüyordum seni


10 Aralık 2011 Cumartesi

Sabah uykunun en tatlı noktasında çalan alarm kalkman gerektiğini hatırlatıyordu sana. Bazen anlamazdım bırakmak istemediğin şeyi. Sormuşumdur hep kendime içten içe; Sarıldığın ten mi yoksa gözlerinden akan o uyku mu diye.

Gömleğinin düğmelerini iliklerken söylenirdin sık sık. Bildiğim ve sağlam bir şekilde ayakta durduğuna inandığım düşüncelerim vardı. Düğmeleri tek tek iliklemem hoşuna giderdi. Son düğme ile işim bitince kocaman ellerin ile tutardın hemen elimden en içten öpücüklerini koyardın avuçlarıma. Seninle ilgilenmemdi asıl önemli nokta ya, bayılırdın ilgiye. Şımartmayı da severdim açıkçası.

Kahvaltı hazırlayamadım sana hiç, son dakikaya kadar benimle yatakta olmayı tercih ederdin, sarılırdın, gördüğün rüyayı anlatırdın uykunun o mahmurluk verdiği zayıf ses tonu ile. ‘Sen görmedin mi?’ diye sorardın. Sanki böyle konuşursak saatin ilerlemesini durduracağımızı düşünürdün.
Aslında mutlu ederdin beni, mutlu başlardım seninle uyanınca. Diğer günler kıskanırdı bu sayılı zamanları. Huzur, gözlerimi açtığım ilk an başlardı tüm bedenimi sarmaya. En ince ayrıntıya kadar işlerdi benliğini yavaş yavaş.

İtiraf etmediğin şeyler, verdiğin kaçamak cevaplar, kaçırdığın gözler, vereceğim tepkiyi merak edip sorduğun sorular, aldığın cevaplarda aradığın birkaç ufak nokta. Bunları hep biriktirirdin bir kenarda.
Şimdi sayfaları tek tek açıp rüyalarına mı paylaşıyorsun bunları?

11 Kasım 2011 Cuma

Derin bir nefes al başta.
Şimdi sakince otur sandalyeye.
Diyeceklerim var sana. Önemli.
Korkma, kötü haberler yok.
Panik yapma, hayat bıraktığın gibi.
Zaman kadranı ne durdu ne hızlandı, hep aynı.
Uzun zaman oldu duymadım sesini.
Özledim.
Eve pek uğramıyormuşsun duyduğuma göre.
Sık sık dolaşmaya başlamışsın.
Gece daha mı güzel oralar?
Gözlerin daha değişik parlıyor.
Mutluyum, mutlusun çünkü.
Saatin güzelmiş. Bu ceketini hiç görmemiştim.
Alışveriş yapmışsın, bensiz.
Yakışmış, çok yakışmış.
Kıskanmadım seni hiç. Sevmediğimden değil ama.
Sadece seni gördüğümden hep.
Sol omzumda kokun var hala.
Oradan sarılmış, çenene batmıştı kemiklerim.
O sevdiğin ojem var ya, hani ellerimi alıp iltifat ettiğin.
Bunu yazmadan önce onu sürdüm. Seni andım.
Bir şey diyecektim ya.
Özledim.
Seni özlemeyi bile özledim.
Seni çok özledim.