Köşe Yazıları

yaşanmışlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşanmışlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mart 2013 Pazar


Halbuki; aşık olduğumu söylememiştim sana.

Aşık bile değildim aslında. Yani sanırım.
Sadece biraz fazla önemsemiştim. Azıcık. Biraz işte.
İtmiştim diğer insanları bir kenara. Çekip almıştım ortalarından seni. Özel bir yere koymak istemiştim sadece.

Sıfat falan belirtmek değildi amacım. Sadece onların arasında kaybolma, kendini önemsiz hissetme istemiştim.
Anlamanı istediğim gibi olmamış sanırım. Anlatamamışım kendimi. Sözcüklerimin dansı anlatamamış sana, seni. Notalar dökememiş kemanım o tiz ama mayhoş sesinde ki sesini.
En büyük hatayı anlamanı beklerken yapmışım. Bildiğim gibi bırakmak yerine çabalamışım. Anlatılamayacak bir şeyi, anlatmaya çalışırken kaybetmişim seni.

10 Nisan 2012 Salı


Sabahın erken saatlerinde, güneşliği açık unuttuğum pencereden içeri sızan güneş demetleri ile uyandım.
Ev sessizdi. Daha kimse uyanmamıştı. Belki en derin uykularında en tatlı rüyalarını görüyorlardı.
Akşam kitaplığıma bıraktığım su şişesini tek dikişte içtim. İçimdeki alevi biraz olsun durdurmuştu.
Tüm gece boğuştuğum yorgan pes etmiş vaziyette yatağın ucundan intihar etmişti. Bedenim yorgunluktan kendini yatağa atmıştı yine. Yatağımın tam karşısında duran uykusuz posterine takılmıştı gözüm. Tüm detayları tek tek incelemiştim. Sıkıldım. Sıkılmıştım. Tek kelime ile ruh halimi bu kadar açık anlatabilirdim.
Çalışma masasının üstünde ki, defterimden yırtıp yırtıp bıraktığım kağıtları aldım. Bir şeyler karalamaya çalıştım. Doğrusu kendimi zorladım. Rahatlamak yerine daha çok gerilmiştim. Bıraktım tüm her şeyi bir kenara sırt üstü yatağa uzandım.

Biraz geçmişe biraz geleceğe yönelik düşünceler ile kafamı oyalıyordum. Keşke bir uçak bileti alacak kadar param olsaydı cebimde. Küba’ya gitmek isterdim. Kimsenin konuştuğum dili bilmediği, kat kat giyinmeden rahat hareket edebileceğim kıyafetleri giydiğim bir yer. Güneş gözlüklerimi takıp kulağımda müzik ile saatlerce dolaşabileceğim bir sahil. Hayalinin bile içimi ısıtıp, bir enerji verdiği yer. Sigara kullanmasam da oradaki sigaraları denemeden duramazdım sanırım.


Dalıp gittiğim derin sulara alışmadan dönmüştüm gerçek hayata. Hala yatağımda sırt üstü yatmış vaziyette tavana bakıyordum. Hayaller güzeldir. Ama adı üstünde hayal işte.
Tüm gün peşimi bırakmayacak bir can sıkıntısı ile güne başlamıştım bile. Artık kalkıp hayatımın içinden kopmayan rutin şeyleri yapmaya başlamalıydım.

29 Mart 2012 Perşembe

Çok keskin bir dönüş ile yollarımızı ayırdık seninle.


Savaştığım duygular yahut olaylar varken yanımdan geçip giden, göremediğim şeyler de var. Bir şeyi tam olarak yapacağım dediğim zamanlar, meğersem bazı şeyleri unutuyormuşum.
Şimdi şimdi anlıyorum kendimden çok ödün vermiş olduğumu. Belki biraz baş kaldırmış olsaydım, hep onun dediklerini yapmasaydım, görüşlerine saygı duyup kenara çekilmek yerine kendi doğrularımı savunsaydım… Şimdi böyle olmazdık.
Yazın ardı arkası kesilmeden gelen kalbimi kırmaların ve benim sadece bunlara susarak ‘boş ver, önemli değil’ deyip unutmalarım, bizi böylesine dik yokuşlara sürdü. En son kırdığında, ağzımdan çıkan ‘kan bağımız var, ne olursa olsun hep yanındayım’ cümlesini çok mu ciddiye aldın? Her sevgili gider, her dost kazık atar belki. Ama senin kadar kimse de kıramaz beni. Senin kalbime düşürdüğün köz, hiçbir ateşin sebep olduğu derinlik ile boy ölçüşemez.
Bunları arada bloguma girip okuduğun için yazıyorum. Uzun zamandır yüz yüze konuşamıyorum seninle. Çünkü; ben, kendimi artık sana anlatamıyorum. Çünkü; ben, hala çocuk olan Buse olduğum için hemen affederim seni.

Sen benim çabuk kırılan, nazlı, çekingen küçük kız kardeşim gibiydin. Büyük olan sendin ama önce büyüyen ben oldum. Hayat tecrübelerimizi belki ben önce yaşadım ama ilk seninle paylaştım.

Hatırlıyor musun ortaokul döneminde ki feminist beni. Ya kreşe giderken elini beline koyup, ‘Hayır o öyle değil’ deyip bir sürü cümle kuran beni. Lise yıllarımda ki inişli çıkışlı zamanlarımı. Üniversiteye başladığım zamandaki sıkıntılarımı. Peki dizlerimdeki yaraları. Bisikletten düşüşlerimi.
Peki yazı gelsin diye nasıl heyecanla beklediğimi. İlk günlük yazmaya başlayışımızı. Yıllar geçmesine rağmen sakladığım o günlükleri açıp okumalarımızı. Ya cips-kola ikilisini. En sevdiğimiz grubun blue olduğu yılları. Gittiğimiz konserleri. 1 Litrelik dondurmaları midemize indirmeleri. Kocaman menüleri midemize indirmeleri.
Omzunda ağladığım zamanları. Konuşmadan neler anlatabildiğimi. Benim için kavga edişlerini. Birlikte çıktığımız tatilleri. Bana dışarıdan bakan bir göz olarak rahatça düşüncelerini söylemeni..
İlerleyen yaşlarımızda çocuğum bile oldun. Sen benim belki de hiç olmayan kız kardeşim idin. Seninle ne kadar gururlanırdım biliyor musun. Seni arkadaşlarıma anlatmayı severdim. Güçlü olan aile bağlarımızı. Aylarca konuşmasak da hiçbir şey eksilmezdi, ta ki şimdiye kadar.

Peki n’oldu bize?
Çabuk mu kaybettik çocukluğumuzu. Çabuk mu yitirdik paylaştığımız seneleri.
Şimdi fotoğraflara bakıyorum da, o zaman bana bakarken gözlerinin içi gülerdi. Şimdi ise gözlerini kaçırıyorsun. Şimdi dersler dışında paylaşacak bir şeyimiz kalmadı mı hiç. Neden bana okulunda ki hoş çocuklardan söz etmiyorsun hiç? Ya da neden birlikte hayal kurmuyoruz artık? Artık gelecekle ilgili ne planladığını bilmiyorum. Ya da içinde kopan o büyük fırtınaları. Belki de kalbinde dolup taşan sevgiler var ama hiç bir damlası bana ulaşmıyor.
Biliyor musun, beni ilk terk eden sen oldun. İlk seninle kırılmanın nasıl bir şey olduğunu anladım. Artık ev büyükleri bile farkında birbirimize ne kadar uzak düştüğümüzü. Oysa biz aynı kana sahiptik. Benim canım yansa ilk sen anlamalıydın.

Senin yerini başkaları aldı şimdilerde. Onların yeri ayrı olmalıydı, senin yerini asla almamaları lazımdı. Nasıl rahatça bıraktın ve gittin. Ya da hala gitmeye çalışıyorsun?

Çok keskin dönüşler yapmışız be kuzen. Affet burada yazdım yaşadıklarımızı, belki gözümden kaçan şeyler de olmuştur. Sendelemeler uzun sürdü ve düştük sanırım bu sefer. Kalkarız umarım. Kalkmak için bir çaban olur belki bir gün bu yazdıklarımı okuyup ‘vay be neler yazmışım’ deriz karışıklı gülerken.

Belki de hala çocuk olabiliriz birlikte. O zamana kadar mutlu ol hep gülümse küçük kardeşim.

14 Mart 2012 Çarşamba



Salıncakta sallanamaz olmuşum.
Gökyüzüne ulaşmak için hızlanırken, midemin bulanması. Sımsıkı tuttuğum zincirlerin elimden kayıp düşecekmişim hissini vermesi. Durmak için ayaklarımı yere sürterken ayağımın incinmesinden, biri sallarken ya çok hızlanırsa diye korkular duymaya başlamışım.


Çocukluğumda yapmaktan en çok hoşlandığım şey artık korkutur olmuş beni.
Çocukluğumu ne zaman üstümden çıkardım ki? Ya da ne zaman kaybettim?

Haberim olmadan bir yerlerde mi bıraktım yoksa. Masumluğum, gülüşlerim ve ona eşlik eden kahkaha seslerim, istediğim zaman durdurup istediğim zaman baştan başlattığım oyunlar..

Belki kaybettiğim tek şey çocukluğum değildir. Kim bilir neleri, kimleri, hangi hisleri geçen zamanda yitirip gitmişimdir. Sadece yaşımdaki rakamların ilerleyeceğini düşünürken çocukken, şimdi ilerleyen rakamlarla omzuma binen yorgunluklarımı da anladım.
Yılların bende biriktirdikleri, aslında hayatımdan alıp gittiği şeylerin yerine geçişini şimdi anladım.

Geri dönüşü olmayan yolda ilerlerken aslında yapabileceğim en iyi şeyin anılarıma sımsıkı sarılmak olduğunu anladım.


Salıncakta sallanamaz, ip atlayamaz olabilirim ama ; Yaşanmışlıklarım ve anılarım hep benimle olacaklar.


21 Şubat 2012 Salı

Gitmenden korktuğum kadar, geçmişinden de korkuyorum.

Yersiz belki ama bir şey yapamıyorum.

Sözcükler, cümleler, davranışlar bu durumda beni tatmin etmiyor. Aksine bazı hareketler ‘acaba mı?’ dedirtmeden geçirtmiyor.
Ah bir de tabi benim kuruntularım.
Çok bilmişliğim.
Hayal gücüm.
Yaşanmışlıklarım.
Aldığım dersler.
Yanan ağzım.

Bazen elimi kolumu bağlıyor ne yapacağımı bilmiyorum.
Ya geçmişte yaşadığın güzel anıların! Onlar seni isterse. Ya bir daha mutlu olmaya çağırırsa. Ya yanlışların geri döndürülüp ve düzeltilmesine imkan verirse.
Ya benden gidecek kadar inandırıcı olup seni alırsa.
İraden!
Güvenin.
Dürüstlüğün.
Sevgin.
İnancın.

Düşündüklerin sadece bir perdelik bir oyunsa. Sen, başrol ile tüm hünerlerini sergileyip, perde kapanınca sadece arkanı dönüp giden biriysen.
Bilmiyorum ama. Bir son varken, bir başlangıcı kabul etmek delilik gibi geliyor bazen.
Şimdi ise tüm düşüncelerime karşı gelip kendimi huzurlu bir rüyanın en güzel saniyelerine bırakıyorum.